Merhaba!
Sitemiz Güncellenmiştir
İnşallah beğenirsiniz
Duyuru
Kalplerin Keşfi

İmam Mâlik Rh.a. ve Zühd Hayatı

Medine alimlerinin ilminin vârisi. Hicret yurdu imamı, yüzüne bakanların ahireti hatırladığı Mâlik b. Enes rahmetullahi aleyh... Bu güzide alimimizin Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz'i rüyasında görmediği bir gece dahi olmadığı rivayet edilmiştir.

Malikî mezhebinin imamı Mâlik b. Enes rh .a . Medine'de, Mescid -i Nebî'de ders verirken Hz. Ömer r.a.' ın hüküm ve meşveret için oturduğu yerde otururdu. Evi de büyük sahabi Abdullah b. Mes'ud r.a.' ın oturduğu evdi. ( Ebu Nuaym , Hilyetu'l -Evliya, 6/346)

Salih zatlarla birlikte bulunmaya ayrı bir önem verir ve şöyle derdi:

“Kalbimde bir kasvet hissettiğim zaman Muhammed b. Münkedir'e gider, bir süre yüzüne bakarım. Bu, günlerce bana bir ibret ve nasihat olarak yeter.” (Kadı İyâd , Tertîbu'l - Medârik , 1/179)

Peygamber saygısının zirvesi

Kendisine talebelik etmiş olan İmam Şâfiî rh.a. anlatıyor:

Mâlik'in kapısında bağlı cins atlar ve bir de katır gördüm ve “ne güzel!” dedim. “Al, hepsi benden sana hibe olsun.” dedi. “Binmen için birini kendine ayır.” dedim; şöyle karşılık verdi:

- “Allah'ın Peygamberi'nin gezdiği toprakta hayvan sırtında gezmekten hayâ ediyorum.” (Aynı eser, aynı yer.)

Talebelerinden biri şöyle demiştir:

- “Mâlik bizimle beraber oturduğu zaman sanki bizden biriymiş gibi olur, bizimle beraber söze dalar, bizden daha çok tevazu gösterirdi. Fakat hadis-i şerif rivayetine başladığı zaman, artık sözü bizde heybet hissi uyandırır; sanki bizi tanımıyormuş, biz de kendisini tanımıyormuşuz gibi konuşurdu.” ( Ebu Zehra, İmam Mâlik , 53)

Hadis dersine çıkmadan önce abdest alır, güzel elbiselerini giyer, güzel koku sürünürdü. Ders boyunca vakar ve sekinetin muhafazasına dikkat ederdi.

Bir keresinde Ebu Hâzim'in meclisine gitmiş, yer bulamadığı için ayakta kalmıştı. Ebu Hâzim'in naklettiği hadisleri yazmadığını görenler bunun sebebini sorduklarında şöyle demişti:

- “Hz. Peygamber s.a.v.'in hadislerini ayakta iken almayı uygun görmedim.” (el- Halîlî , el- İrşâd , 26)

Ayakta iken, yürürken veya acele bir işi varken hadis rivayet etmekten hoşlanmaz ve şöyle derdi:

- “ Rasul -i Ekrem s.a.v.'den rivayet ettiğim hadisin anlamını iyi kavramak isterim.” ( Ebu Nuaym , a. g.e ., 6/347)

Gece ibadeti

Yine Kadı Iyâd'ın naklettiğine göre İmam Mâlik rh .a .'in her gece kılmayı alışkanlık haline getirdiği belli bir miktar gece namazı vardı. Cuma geceleri ise bütün geceyi ihya ederdi.

Bir keresinde namaz kılarken Fatiha'dan sonra Tekâsür Suresi'ni okumaya başladı. “Sonra, andolsun ki o gün her nimetten sorguya çekileceksiniz.” mealindeki ayete geldiği zaman uzun uzun ağladı. Bir taraftan ayeti tekrar ediyor, bir taraftan da ağlıyordu. Nihayet tan yerinin ağardığını hissettiğinde rükû ve secde yaparak namazını tamamladı.

Zorlama altında söylenen boşama sözünün geçerli olmayacağı konusunda fetva verdiği zaman, bu fetva Emevî sultanları tarafından halktan zorla alınan biatın geçerli olmayacağı görüşünde olduğu şeklinde yorumlanmış, İmam Mâlik rh .a . bu yüzden takibata uğramıştı. Hatta kendisine sopa atılmış, işkenceden dolayı omuzu çıkmıştı. ( İbn Abdilberr , el- İntikâ , 87)

Bu takibat sürecinde bile gece namazını aynen devam ettirmişti. Kendisine, “Bari bu durumda gece namazını biraz hafiflet” denildiğinde şöyle mukabele etmi şti:

- “Allah için amel işleyen bir kimseye gereken, o amelini güzelleştirmektir.” (Kadı Iyâd , a. g.e ., 1/178)

Allah korkusu ve sorumluluk duygusu

İmam Mâlik rh .a . kendisine sorulan bütün sorulara cevap vermez, çoğu zaman susmayı veya bilmiyorum demeyi tercih ederdi. Öyle meseleler olurdu ki, üzerinde on yıl, hatta yirmi yıl düşünür, araştırma yapar, buna rağmen kalbi mutmain olmadığı için o konuda kesin bir şey söylemezdi.

Öğrencisi İbn Vehb şöyle demiştir:

- “Mâlik , sorulan bir soruya cevap vermeden önce (o kadar uzun süre susardı ki), bir kimse elindeki boş bir sayfayı ‘bilmiyorum' kelimesiyle doldurmak istese bunu yapabilirdi.” (Kadı Iyâd , a. g.e ., 1/147)

Meclisinde bulunanların çok soru sormasından hoşlanmaz, kimi zaman da soru soran kişiye:

- “Yazıklar olsun sana! Beni kendinle Allah Tealâ arasında hüccet kılmak mı istiyorsun? Ben önce kendimi nasıl kurtaracağıma bakayım; seni sonra kurtarırım” dediği olurdu. (Aynı eser, 1/146)

Kendisine bir mesele sormak için Mağrib'den kalkıp altı ay yol teptikten sonra Medine'ye gelen birine, “bir araştırayım, yarın gel” demişti. Ertesi gün adam tekrar geldi ve neticeyi sordu. İmam Mâlik “bilmiyorum” cevabını verdi. Adam, “Benim geldiğim yerde insanlar yeryüzünde senden daha alim birisi bulunmadığını söylüyor!” deyince şöyle mukabele etti:

- “Onlara gittiğinde benim ‘bu işin altından kalkamıyorum' dediğimi söyle.”

Yine kendisine sorulan yirmi sorunun ancak ikisine, uzun süre “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” dedikten sonra cevap vermişti. Kendisine; “Sen de bilmiyorum dersen kim bilir?” dendiğinde şöyle mukabele etmi şti:

- “Yazık ... Beni ne zannediyorsunuz? Ben neyim ki sizin bilmediğinizi bileyim?” (A. g.e ., 1/146-147)

Öğüt ve tavsiyeleri

Kendisinden tavsiye isteyen birisine şöyle demişti:

- “Allah Tealâ'dan ittika et ve hadisi ancak ona ehil olan kimseden al.”

Şu öğüt ve tavsiyeler de ona aittir:

- “İlim talep eden kimseye düşen, vakar, sekinet ve haşyeti muhafaza etmek ve kendisinden önce yaşamış olanların izine uymaktır.”

- “Din konusunda şahsi görüşleriyle hareket edenlerden uzak durun. Onlar Ehl -i Sünnet'in düşmanıdır.” ( Ebu Nuaym , a. g.e ., 6/348 vd .)

- “İlim bir nurdur ki, ancak takva ve Allah korkusu ile dolu olan kalp ile ünsiyet eder.”

Kendisine, “İlim öğrenmek farz mıdır?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermi ştir:

- “Hayır ! İnsanların hepsi alim olacak değildir. Halk arasında öyleleri var ki, onlara ilim talep etmelerini emretmem. (Mecburi olanın dışındaki) ilim insanların hepsine farz değildir.”

Bu konuda talebesi İbn Vehb'e şu tavsiyede bulunmu ştur:

- “İşittiğin şeyleri hayatına tatbik et ve bununla yetin. Başkalarının menfaati için kendi sırtına yük alma. İnsanların en bedbahtı, ahiretini dünya için satandır. Ondan daha bedbahtı ise, kendi ahiretini başkasının dünyası için satandır.”

Yine şöyle demiştir:

- “Kendisine ilim nasip edilen ve ilimde parmakla gösterilecek seviyeye ulaşan kimsenin, nefsiyle baş başa kaldığında başına topraklar saçıp nefsini azarlaması, riyaset (üstünlük) sebebiyle rehavete kapılmaması gerekir. Zira kabrine uzanıp da üstüne toprak atıldığında elde ettiği riyaset onun aleyhine olacaktır.”

- “İstemediğin şeyi sorup da istediğin şeyi unutma. Zira muhtaç olmadığı bir şeyi satın alan kimse, ihtiyaç duyduğu şeyi satmış olur.”

- “Sana soru soran herkese cevap vermen, ilmi ortadan kaldıran hususlardandır. Duyduğu her şeyi nakledenlerin önderi olma. Sorulmadığın şey hakkında konuşman da ilmi ortadan kaldıran sebeplerdendir.”

- “Allah Tealâ'ya taat çerçevesinde bir ilim öğrendiğin zaman, onun eseri üzerinde belli olsun.”

- “Kişi dilini muhafaza etmedikçe imanı kemale ermez.” (Kadı Iyâd, a.g.e., 1/185-186)

Allah ondan razı olsun.