Merhaba!
Sitemiz Güncellenmiştir
İnşallah beğenirsiniz
Duyuru
Kalplerin Keşfi

Tarikat Nedir? Bir insan neden tarikata girmelidir?

Tasavvufta Bazı Mühim Soruların Cevapları

CEVAP: Şeriat, Allah’u Teala’nın ve Resulünün emir ve nehy eylediği şeylerdir. Tarikat, gönülden hakka giden yoldur ve sünnettir. Bu yoldan giden hakkı bulur, yakın olur. Hakikat, her şeyin bir hakikatı vardır. Çalışıp hakikatı muhammediyyeyi bulmalısın. Marifet, Allah’u Teala’yı hakkıyla bilmek, deryay-ı vahdete vasıl olmağa aynen tatmaktır. Ayet-i Kerime:

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki: “Kula kalbinin şah damarından daha yakınımdır, sen bilmezsin.” (Sure-i Kaf, Âyet 16) Yine Allah’u Teala:
وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطًا
“Allah’u Teala, her şeyleri kaplamıştır, sen görürsün ama bilemezsin.” (Sure-i Nisa, Âyet 126)

2. SUAL: TARİKAT HAKKA GİDEN YOL İSE BUNA NASIL GİDİLİR?
CEVAP: Şeriatla amel edersin ve zikrullaha devam ile gönülden menziller geçerek kendi derininde hakka giden yollarda neler görürsün, bilirsin.

3. SUAL: BU YOLDA KAZANÇ NEDİR? VE NEYİ BULUR VE NEYİ BİLİR?
CEVAP: Tasfiyeyi kalp, tezkiyeyi nefistir. Kalbi pak, nefsi terbiye eylemektir. Bulacağı haktır. Bileceğide haktır. Ona layık olduğu ilimde bildirir.. bir mürşid-i kamilden icazetle zikrullah, tevhide yani lâ ilahe illallah’a devamladır.

4. SUAL: ZİKRULLAHA ÇALIŞMAK ERKANI, YOLU NASILDIR? 
CEVAP: Mürşidden aldığın evradı, ezkar, ders her ne ise hakkıyla, şartıyla yaparsın. Sonra daim gece-gündüz lâ ilahe illallah dersin..

5. SUAL: GÖNÜLDE YOLA GİDİP MENZİLLER GEÇTİĞİNİN ALAMETİ NEDİR?
CEVAP: Zikrin beş mertebesi vardır. Evvela dildedir. İkinci gönüldedir. Üçüncü kalptedir. Dördüncü senavberidedir. Beşinci lüptedir. Sen yer yer devam ile la ilahe illallah dersin. Hatta dilin söylemeye mecali kalmayınca o zaman Allah Allah demek kolay olur. Bunada devamdan kalınca Hu Hu demek kolay (olur). Böylece devam ede ede evvela dilden gönüle geçer. Alameti güzel beyitler ilahiler, nazımlar, Kur’an okumak, salavat-ı şerifeler okumak ister. Gönülde güzel halavetler, lezzetler, muhabbetler hasıl olur. Alameti budur.
Hem dil, hem de gönül zikre devam edince zikir varır kalbe geçer. Alameti kalpte, ağırlıklar, ağrılar, sızıltılar, patırdamalar, deprenmeler hasıl olur. Daha sonra kalpte acayip garayip haller zuhur eder.
Bu zikir kalbe yetişince mürşid-i; kamil olmaz ise müridi berbat eder. Güzel halini bozar. Çünkü müridin kalbinden çeşit çeşit acayipler ve hastalıklar zuhur eder. Mürşid-i bunu bilmez ise bu halleri çeviremez ise müridin kalbi yükselir. Kalbine ilhamlar havatırlar doğar. Bilmeyenler bunun cümlesini haktan zannederler. Halbuki kalpte dört kapı vardır. Birinden ilhami, rabbani gelir. Aynı zamanda onun peşinden kendisi zikir ve huzurda iken ilham-ı şeytani de gelir. Mürid, kendisinde bir emniyet olduğu için zikrullah ederken şeytan ilham edemez diyerek karar verir o zaman şeytan fırsat bulur. Çünkü mekri ilhamiden emin olmak büyük şekavettir.. Bu ise kendisinin haktan mekri ilahiden emin bildiği için gadabı ilahiyeye mucib olur (uğrar) bunun için şeytan, fırsat bulur. Hatta bu kimse bunu anlamayıp emniyet hasıl olunca şeytan kendinin ilhamlarını sezdirmemek için suret-i rahmanda zuhur eder. Hatta şöyle emniyet verdikten sonra bazı kimselerin esrarını ahvalini bu kimseye ilhm ve lika ile bildirir. Bu kimse kendi tecrübe ve tahkikatında o kimsenin sırrını anladığı gibi bulur. Cenâb-ı Hak bildirdi ve bildiği gibi bildim, der. Bundan sonra gayrilerin esrarını anlamak sevdasına düşer. Halbuki Cenâb-ı hak kulunun ayıbını diğer kuluna bildirmez.
Sünnet üçtür: Biri Allah sünneti. biri Peygamber sünneti biride Evliya sünneti’dir.
a. Allah sünneti, ayıbı saklamaktır.
b. Peygamber sünneti, halkı idare eylemektir.
c. Evliya sünneti, kötülük edene iyilik etmektir.
Halbuki bu biçare adam, şeytanın bunların aksini gösterdiğini anlamaz. Hatta şeytan ona komşusunu, kavim kardaşını kötü gösterir. Bir kimseden korkma der. Ben sana yardım ederim der. Hatta hükümete isyan sevdasına düşürür ki onunla helak olsun. O sevda ile imansız gitsin der. Çünkü bu adam yaşar ise ola ki, sonunda şeytanın hilesini sezer. Bunun için büyük büyük belalara fitnelere düşürür. Hatta der ki, sen o Allah yolunda baş veriyorsun, merak etme der. Ama mürşidi, kamil olursa bu yolları, şeytanın bu hilelerini bilir. Derhal o kimsenin halini düzeltir. Mürşidsiz çalışanlar bu kalp meselesinde, bütün helak olur, geri düşer. Mürşid, kalp hallerinde doğru, güzel yolları gösterir. Ve kolay geçirir.
Bundan sonra zikre devam ile zikir, sanavberiye geçer. Göbekten yukarı yürekten aşağıdadır. Oradan yumrukla vurur gibi atar. … o zaman insan cümle mevcudatın zikrini duyar. Daha devam eder ise zikir varır lübbe yetişir. Yeri sağ böğrek yanındadır. Orada çarpıntılarsilkintiler olur. O zaman ilm-i nâfi marifet-i ilahi güneşi doğar.
اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِى الْقَلْبِ فَذَاكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ وَعِلْمٌ فِى اللِّسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلٰى عِبَادِهِ
“İlim ikidir. Biri, kalpte sabit olan ilimdir. İşte bu ilm-i nafi dediği ilim budur.” (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadîs No: 2726, Sünen-i Dârimi, Hadis No: 372, Musannef ibn-i Ebi Şeybe, Hadis No: 60.)
Yâ ulul-elbab! deyi –Ey akıl sahibi kullarım!- dediği budur. Cenâb-ı hakkın ilim sıfatı burada tecelli eder. Vahdet-i ilahiyye sırrı zuhur edip bu göze görünenlerin cümlesi gözden gaip olur. Gölge gibi olanlar gider. Bir olan görünür ki, Cenâb-ı Hakk Teala’nın tecelliyi ilahiyesine mahal olur. Tecelliyi ilahiyyeler… evvela tecelli-i faal olur, sonra tecelli-i esma olur, sonra sıfat, sonra türlü türlü tecelliler olur. Cenab-ı Hakk cümlemize nasip eylesin amin.

6. SUAL: BU YOLDA NASIL İBADET ETMELİDİR Kİ, BURAYI BULMALI?
CEVAP: İnsan Cenab-ı Hakka muhabbetle bu yola girdi. Cenâb-ı Hakk bu kulun muhabbet sahibi mi, değil mi? Tebeyyün (açığa çıkarmak) için o kula dünyaca her türlü kapılar açar, halka sevdirir. Mal kazanmak, toplamak yllarını açar. Kul onlara aldanır ise onunla kalır. Aldanmayıp mal toplamak sevdasında olup yine sebat ile çalışır ise keşf keramet kapılarını açar. Eğer keşf keramete aldanır ise o sevdaya keramete aldanır kalır. Sonra gaib eder. Çünkü evvela Allah sevgisiyle yola girdi. Başkalarına aldandı. Haktan gafil oldu. Bunun için hakka sahip olmadı. Haktan gayrinin hepsi masivadır. Yani haktan gayrilerin hepsi zarardır. Başkasına gönül verenler keşf olsun, keramet olsun onların cümlesi Allah’tan başkadır. Seni onlar ile avudup kendi cemalini senden gizler. Sen tamamen Hakk aşığı isen hiçbir şeylere aldanmayıp kendini buluncaya değin devam edersen sonra daha devam ederse o kıymetli olan gayet muazzez devleti bulursun. O devletide her halde herkese vermez… kıymetini bilene verir. Daim kendinden ayrılma-yana verir. Her gördüğüne aldanıp kadir, kıymet bilmeyene vermez. Sonra belalar havale (eder). Belalardan korkup geri kalacak mı? Belaların keffaseni gözünün önüne gösterip sınar. Eğer Allah’u Teala’ya sığınır da belalardan korkmaz ise yoluna devam eder cenab’ı hak o kula marifet kapılarını açar. Eğer belalardan korkar ise asla bir daha hak yoluna giremez olur. Bu kimse beladan kaçmayıp yoluna devam etti, dünyaya meyl etmedi keşfe keramete aldanmadı cenab-ı hakkı istediği belli oldu. Tamamen hak aşığı olduğunu gösterdi. Cenab-ı hak bu kulu evliyalar sınıfına, defterine kaydeder. Cümle mahlukattan gizli olan sırları bu kula açtı. Bu kul hak ile dost oldu. Marifet-i hak her kula nasip olmaz. Çünkü kimi mala mülke kimi keşfe keramete aldanır, kimi şan şöhrete aldanır kalır vesselam..

7. SUAL: KENDİSİNE TEVECCÜH EDİLECEK ZAT NASIL GEREKTİR?
CEVAP: Teveccüh edilecek zat öyle gerektir ki, teveccüh edilince müridin her ne hali var ise ondan o müridi geçirmek iktidasında olması lazımdır. Şeyh ikidir. Birine şeyh derler, şeyh-i kamil demezler. Şeyh-i kamil kendisine teveccüh edilendir..
Şeyh olanın sözünden, sohbetinden vazından nasihatından istifade edilir. Müritlere muhabbet verir. Herkes ondan feyz alır. Aşkı muhabbeti halka te’sir eder. (işte) bu zat şeyhdir ve mürşiddir.
Ama Şeyh-i kamil, mürşid-i kamil olan kendisi mağribde müridi maşrikte olsa o müridini halden hale çevirir. Müridin kalbinde havatır zuhur eder. (mekre) düşer. O zaman mürşid-i kamile teveccüh edince onun halini değiştirir. İşte böyle olan mürşid-i kamildir. Buna teveccüh edilir.

Müridin başında, kalbinde bir hal olunca onu halden geçiremeyen şeyhlere teveccüh edilmez. Müridin haline itiraz eder. Bu mürid şaşırdı, buna bakmayın der. Halbuki evvela … (münevver) idi. Sonra o halden müridi çeviremediği için bu mürid tarikatı tutamadı derde kabahatı ona, müride bulur. Halbuki kendini bilip haktan korkan der ki; ben seni idare edemiyorum, der. … yarın huzuru baride cenab-ı haktan korkarda sakınır. Çünkü müridler cenab-ı hakkın emanetidir. Şeyh iktidarı olmayan gücü yetmeyen şeyleri, müride kendi menfaatında kullanır ise kendinden cenab-ı hakkın soracağını düşünür. Cenab-ı hak der ki:
- Sen elinden gelmediğini niçin yaptında kendine teveccüh ettirdin? Kulumu sana emanet olarak verdim. Sen benim kulumu senin yanında emanet olduğunu bilmiyormuydun? Bu mesele çok mühimdir. Allah cümlemizi muhafaza buyursun. Amin!
Nice şeyhler yarın boynu toklu cehenneme sürülecektir. Cenab-ı Hakk diyecek ki:
- … Sana dünyada verdim. Elini ayağını öptüler. Benim için ne yaptın? Yürü cehenneme der. Mürid de, şeyhine teslim eden Allah’u teala’dır deyip her nasibim, her ne verecek ise buradadır deyip tamam teslim olmalıdır. Böyle olmaz ise sonunda helak olur, vesselam.

8. SUAL: KALBİN AHVALI NASILDIR?
CEVAP: Kalbin ahvalı şöyledir; bir kimsenin amelinde yani Allah için çalıştığında bidat olursa şeytan karışır. Her ne kadar kendisi huzurlu olsa da teslimiyeti tevekkülü olsa da yine şeytan, bidat olduğu için şeytan müdahale eder. Allah için ağlamakta bile karışır.
Kalpten ağlamak yani göz yaşıyla yanıp yakılıp sessiz ağlamak sevaptır… sesi ile ağlamak şeytandandır. İnsanı ağlarken sesi ile ağlanmak isteyen şeytanidir. Buda kendisinde bidat bulunduğundandır.

9. SUAL: BİDAT NE DERSENİZ?
CEVAP: Bid’at Rasulullah zamanında ashaplar zamanında olmayıp sonradan icad edilen şeylerdir. Buda iki kısımdır. Birisi sevaplı birisi şeytanidir. İslamiyete yakışan, din için lazım olup menfaatlı olanlar sevaptır. Ecnebi icadı olup Müslümanlarda bulunan bidatlar islamiyete yakışmaz, yaramaz olanlar hatadır. Her kimde birisi bulunsa o kimse her ne kadar alim olsa müttaki olsa abid olsa zahit olsa şeytan yol bulur. Şeytandan kendini kurtaramaz. Çünkü bidat kapısı açıktır. Bir kimsenin kalbi açılsa o kalbe ilhamlar gelir. Kalbin dört kapısı vardır. Birinden rahmani birinden şeytani birinden nefsani birinden meleki ilhamlar gelir.
Kalbin muhafazası şeriatla amel edip bidat karıştırmayıp amel ederse şeytan sokulamaz. Eğer bidat olursa ilhami rabbani gelir gibi şeytanda sokulur. O ilhami rabbani ilhami şeytani gelmesine mani olmaz. Çünkü Cenâb-ı Hakkın vadi vardır; şeytana, benim istemediğimi yapanlara sen istediğin gibi müdahale et deyip ruhsat vermiştir. İyi amelleri olduğu için iyi ilhamlar gelir. Kötü bidat olduğu için kötü ilhamlar da gelir.
İlhami rabbani açıktan açığa haktan olduğu anlaşılır. Çok güzel manalı olur. İlhami şeytani güzele benzer. Lakin nursuz olup altında mutlaka bir hilesi olduğu şeriata vurunca anlaşılır. Nefsin ilhamı; insanın kendi nefsinin zannına isteğine, havasına göre ilhamlar gelir ki, arasında kendi isteğini sokar. İlhamı meleki; Cenâb-ı Hakkın emriyle mü’minlerin gönlüne melek vasıtasıyla gelir. Bundan ziyan olmaz.
Şeytandan kurtulmak için kendi nefsinin hoşuna giden arzulardan sakınmak ile olur. İnsanın gönlünde zahiren kendi dünyalığı için nefsinin istediği şeyleri terk etmek ile olur. Yani bu nefsin ilhamını daha açıkça söyleyelim mesela:

- Bir adam bir adamı kendi gönlünde şu adam şöyledir, bu adam böyledir (diye) zan etse nefsi onu kendinin düşüngüsüne münasip ve muvafık şekilde ilhamla rüya ile gösterir. O adam der ki, benim zannım doğru ise bak şimdi nasıl rüyamda yahud ilhamda gördüm, der. Nefsin hilesi olduğunu bilmez. Mesela:
- Bir derviş hak yolunda sıdk ile çalıştığında Cenab-ı Hakk büyük ecirler, dereceler vereceğini anlayan şeytan, nefis ile birleşip bu adamın gönlünü başkalarıyla meşgul edip bu devletten mahrum etmek için bu adam erkek ise gönlünün istediği kadın veyahut ona benzer şeyleri ilhamlarda rüyalarda kendisinin hakkında olması menfaatlı hayırlı imiş gibi gösterir. Bu kimse kadın ise, bir erkeği kendinin nefsinin istediği için o şekilde onu kendine hayırlı gibi gösterir. Nefsinin hilesi bunlardır.

Anlaşıldı ama şeytanın hilesi, kendi kendine beğendirmek için daima yüksek makamlar gibi şeyler gösterir. En güzel surette gösterir. Maksadı bu adamı kendine, kendini yüksek gösterip beğendirip gurura düşürüp Cenâb-ı Hakkın nazarından düşürmektir. Lakin yaptıkları, gösterdikleri nursuz, feyizsiz olur ise iman seçer. Allah’a sığınmak ile kurtulur. Allah’a dayanmak ile kurtulur. Bir de bidatten sakınmak ile kurtulunur. Bir adamda bidat olursa her ne kadar Allah’a sığınsa da yalvarsa da Allah muhafaza etmez. Şeytan yol bulur. Çünkü Cenab-ı Hakkın vadi vardır, vesselam.
İki şey daha vardır ki, oda şudur: Birinci Tefekkür… İkinci Tezekkür’dür.

10. SUAL: TEFEKKÜR VE TEZEKKÜR NEDİR? 
CEVAP: Tefekkür: Daima Cenâb-ı Hakk Teala’yı fikredip, düşünüp, her yerde her zaman fikirli düşünüklü olup cümle mahlukata ibret nazarıyla bakıp ibret alıp daima rabıtalı bulunmaktır. Bu yukarıda yazdığımız otuz altı şartı düşünüp tefekkür edip yerlereden göklerden ibret alıp hakkı bunlarla ispat edip hakkın birliğine delil bilmektir.
Tezekkür: Her daim, her zaman Allah’u Teala’yı zikredip anlamak, zikretmektir. Muhammed (sallallahu teala aleyhi vesellem) Efendimiz üzerine salavat-ı şerife getirip gece gündüz ibadet, taat ile meşgul olup Allah’ı zikredip ve istiğfar edip her zaman, gafil olmayıp uyanık olup aşkla şevkle Allah’u Teala’yı zikretmekdir, Kur’an okuyup evrad ve ezkarına devam edip ümmet-i muhammedi duadan unutmayıp anmaktır.
Esası otuz altı şarttir, geride kaldı. Buda sonu.
وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى
“Vesselâmü alâ Menittebeal hüdâ” (Sure-i Taha, Ayet 47)
Yani; selamet-i Kur’an nasip eylesin, amin!

MUHAMMED BİLAL NADİR HZ.

Tarikat Bahsi

(Sûre-i Maide, Ayet 48)

Şeriat ve tarikat hakkında ayetin başında ahkâm-ı Kur’ândan ayrılmamayı söyler.

“Liküllin cealna minküm şir’aten ve minhacâ”

Tefsiri Kur’ân’da yani Kur’ân tefsirinde aynen şöyledir:

“Ey Nas! Sizden her bir taife için, bir şeriat ve tarık koydum, ittihaz ettim,”[1]diyor.

Cenab-ı Allah’u Teâlâ şeriatı ve tarikatı bizim için bu erkânı kurmuştur. Bunun ikisini birbirinden ayırmak, birini tutup, birini yermek, ayırmak ve amel etmemek ne haddimizedir. Her kim ayeti kerimelere itiraz ederse, dini imanı gider, kendi kafir ve avradı boş olur. Çünkü Kur’ân-ı Kerim Allah’u Teâlâ’nın bizzat kendi sözüdür. Hadîs-i Şerîfler yine böyledir ki, bizzat Resûlullah’ın sözüdür. Buyuruyor ki:

“Benim hadîslerime inanmayan ve hadîslerimi tasdik etmeyen müslüman değildir.”[2]Hadîsi şeriflerin içinden hadîs-i mevzular (uydurma hadisler) İmam-ı Azam Efendimizin zamanında beşyüz din uleması tarafından seçilmiştir. Bir kimse hadîs-i şerîflere inanmıyorsa o kimse kendi dinini yalanlamıştır, itham etmiştir. Kendi dininden şüphesi vardır. Gayrı mezhebin (Fırkâ-i Dâlle) kitaplarını okumak, onlara inanmak, insanın dinini, imanını parçalar. Sözüne inanılacak adamın takvası kuvvetli olanıdır. Bir kimse Kur’ân’dan, Hadîs-i Şerîften ve kelâmı kibardan çok yakışıklı hayrete düşürecek sözler söyleyebilir, hakiki mü’minin sözlerini söyler. Fakat bu adamın takvası nasıl, sünneti Resûlullah’a uyması nasıl, sözü, fiili birbirini tutuyor mu? Asıl işleğine bakılır. Münâfıklar çok güzel konuşur, onlara bakma.  Bunların beyanı ayeti kerimelerle gelecektir. İnşallah’u Teâlâ.

[1]- Taberi Tefsiri, Cild 2, s. 491; Kur’ân Meâli ve Tefsiri (Ömer Nasuhi Bilmen) Cild                               2, s. 779.

[2]- Kütüb-i Sitte, Cild 1, s. 322.

Allah’u Teâlâ’ya yakınlık kazanmağa vesile aramak hakkında:

(Sûre-i İsra, Ayet 57)

“Benim  o kullarım ki siz onları tanrımız diye zuum edersiniz. Halbuki onlarda kendilerine kılavuz, delil, yol gösterici ararlar.”

Tefsirde “onların ilah dedikleri İsa (Aleyhis-selâm), Üzeyr (Aleyhis-selâm) onlarda Rabb’ılarına yakınlık için vesile, vasıta ve kılavuz arayanlardır. Onlar Allah’u Teâlâ’nın rahmetini isterler ve azabından korkarlar. Allah’ın azabı korkmayı değer!” İşte yukarıdaki ayetlerde iman takva ile amelden sonra Allah’u Teâlâ’ya yakınlık için vesile, çareler aradıkları ulemaya ihtiyaç olduğunu beyan eder. İyi kimseler kurbiyete, yakınlık kazanmaya çalıştıklarını, Peygamberlerin bile  vesile aradıklarını haber veriyor. Peygamberimize Cebrail (Aleyhis-selâm) delil olmuştur. O vesile ile Rabb’isine kavuşmuştur. Adem (Aleyhis-selâm)’e Cebrail (Aleyhis-selâm) ekmeyi, biçmeyi, un etmeyi, yemeyi vesaireyi öğretmiştir.

(Sûre-i Kehf, Ayet 84)

“Her şey için sebeb vardır.”

Allah’u Teâlâ’ya da kavuşmak için sebebler vardır. Padişahın yanına onun adamlarını vesile, vasıta ederek varırsın. Allah’u Teâlâ’nın adamını bulup  onunla huzuru bulmak istemez misin? Muhakkak o huzura onun adamları ile varabilirsin. İşte bunlar şeriatla amel, tarikatla sülûk eden hakiki şeyhlerdir. Onlar o huzuru, o halı buluncaya kadar ne ömürler sarf edip, ne emekler çekmişlerdir. Ne mücahedeler, ne riyazatlar yapmışlardır. Asıl ulema bunlardır.

İlim ikidir: Biri fıkıh ilmi, biri maneviyat ilmidir. Fıkıh şeriattır, maneviyat tarikattır. Bunların yalnız şeriat ilmini bilen ulemâ-i fıkhiyye denir. Hem şeriat, hem tarikat ilmini bilen “ulemâ-i billah (Allah’ın ulemâsı)” dediği bunlardır. Yalnız şeriat ilmini bilen tek kanatlıdır. Hem şeriat hem tarikat ilmini bilen çift kanatlıdır. Yani hem şeriatla amel, hem tarikatla süluk eden ve bu huzuru bulanlar vesile, vasıta olacaklardır. İnşallah’u Teâlâ. İlerde buna dair ayetler, hadîs-i şerîfler gelecektir, hepsi isbat edilecektir. Bu adamlar Allah’u Teâlâ’ya kullarını  hidayet ve irşada vesile olurlar.

İrşad ediciler olduğu, tefsirde:

(Sûre-i A’raf, Ayet 159)

“Musa (Aleyhis-selâm)’ın kavminden bir taife haklı olarak nâsı irşad eder ve adaletle muamele ederler ve hüküm verirler.”

İşte Musa (Aleyhis-selâm)’nın ümmetinde bunlar var olunca Resûl-i Ekrem Efendimiz müteessir olmuş, “benim ümmetimde yok mu acaba?” Hemen şu ayet gelmiştir.

Tefsirde:

(Sûre-i Araf, Ayet 181)

“Halk ettiklerimizin içinde bir kimse var ki, halkı Hakka irşad ederler ve muamelelerinde adaleti tutarlar ve iltizam ederler.”

Bu ayeti kerime gelince Resûl-i Ekrem Efendimiz çok sevinmiş.

“Elhamdülillah! Musa (Aleyhis-selâm)’nın ümmetinde Peygamberler nasıl irşad ve hakka hidayet ettiler ise benim ümmetimde de öyle irşad sahibi olurlar”[1] diye buyurdu.

Hadîs-i Şerîf’de:

“Benim ümmetimin uleması Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir”[2] dediği budur. (Ulemâ-i Ümmeti) dediği bazı sarığı, cübbesi büyük olan bir tek fıkıh ilmini bilip bu dediklerimizden haberi olmayan hocalar değildir. Hem şeriatla, hem tarikatla çalışıp, esrar-ı ilahiyeye erenlerdir.

[1]-            Hacı Muhammed Bilâl Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.

[2]-            Berika, Cild 1, s. 58; Müzekkî’n-Nüfus, s. 417, Mir’ât-ı Kainat, Cild 1, s. 619.

Tarikatta Şeyhi Bulup Beraber Çalişmak Emri

“Ey Mü’minler Allah’tan korkunuz. O Hakk Celle ve Alâ Hazretlerine yakınlık için vesile arayınız ve onunla da mücahede yolunda çalışınız ki, felah bulasınız (kurtuluşa eresiniz)ve olasınız.” Bu ayeti kerime de buyuruyor ki; Ey Allah’u Teâlâ’ya iman eden mü’minler! Allah’u Teâlâ’ya takva ile amel ediniz. Allah’u Teâlâ’ya yakınlık ve vasıl olmak, ona kavuşmak için vesile, vasıta, çareler arayınız ki, ona yakınlık edesiniz. Ona vesile; şeriatla amel, tarikatla sülûk edenler olur. O zatı ara, bul ki, seni Hakka götürsün.

 

Bu sözlerin tasdikini ayeti kerimenin sonunda “ve câhidû fî sebîlihi…” [Bu ayette (ve cahidû) “Allah yolunda mücahede ediniz”] Mücahede nefsi ile mücahededir. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyuruyor ki: “El mücahedetü yûrisül müşahedetü” “Nefsinle mücahede Rabbınla görgü getirir”[1] Yine Hadîs-i Şerîfte: “Reca’na min cihad’il-asğâri ilâ cihadi’l-ekberi” “Küçük muharebeden büyük muharebeye döndük”[2]demektir. – Ya Resûlullah! Bu harpten evimize geldik, daha büyük harp nerededir? deyince: – Evimizde nefsimizle edeceğimiz harp bu harpten daha büyüktür diye buyurmuştur. İşte bak yukardaki ayetin devamında: “Lealleküm tüflihûn” “Siz imandan sonra şeriatın takvası yolu ile amel ederseniz, tarikat erenlerini arar, bulur, onunla beraber mücahedeyi nefisle Hakk yolunda çalışırsanız, her korktuğunuzdan kurtulur, umduklarınıza erer, iflah olursunuz” diye buyurdu.